Son yazılar
YAZILARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZILARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/16/2022

80 LER 90 LAR BURADA MI? 90 LI YILLARDA YAŞAMAK.

90 lar
80 ler 
Çocukluk yılları 
Öğrenci olmak 

Bu gün kendimi de oğlumu da 80 li 90 yıllara götüreceğim. Yeni nesil muhtemelen bilmez. O yıllarda çok meşhurdu bu ekşi. Her okul kenarında satıcılar olurdu. Yöresine göre değişirdi bazen sattıkları ürünler. Çubuklara sarılan renkli macunlar,kendir tohumu ( Gaziantep yöresinde) ve tabiki çocukların tenefüslerde okul çıkışlarında şuraya dizilerek aldıkları ekşi yani leblebi tozu olurdu. Bu gün kendimi o günlerime gönderiyorum resmen. Açtım 90 lar şarkıları nı. Hani çocukluğa inmek derler ya işte öyle kendi çocukluğuma indim. O zaman ki düşünceler,doğrular, yanlışlar. Yalanlar bile ne masumdu çocukken. Psikolojisi bozuldu lafı dolaşıyor ya şimdi ortalıklarda. Bizim psikolojimiz anemiz babamız gözümüzün içine baktığında düzelirdi. Sıkıysa düzelmesin 🤣 İtinayla evde düzeltilirdi. Büyüğe saygı vardı. Büyüklerden önce sofraya oturulmaz hele baş köşeye hiç oturulmazdı. Büyükler konuşur genelde çocuklar susardı.  Şimdilerde ebeveynler alıyor çocuğu baş köşeye. Çocuklar konuşuyor büyükler dinliyor. Ama yeni nesil sorgulayıcı. Bu gerçekten güzel bir şey. Neyi neden yaptıklarını ya da yapmamaları gerektiğini sorguluyor öğreniyorlar. Bizler büyüklerimizin yap dediğini sorgusuz sualsiz yapardık. O tek kaş havaya kalktı mı olay bitmiştir zaten. Şimdilerde ki gibi teknoloji de yoktu ki. Benim ilk cep telefonum üniversite 3. sınıfta olmuştu. Ne büyük heyecandı ama. İlk renkli ekran telefon çıkmıştı SİEMENS marka. Şimdi ilk okulda akıllı saatler , tabletler ,Ipad'ler alıyoruz çocuklara. Doyuma erken yaşta biz ulaşmalarını sağlıyoruz aslında. Belki doğru belki yanlış yapıyoruz ama o dönemlerde yetişen çocuklar olarak bizlerde bunlar olmadı da bir tarafımız eksik mi? Tüm 80 lerin 90 ların çocukları olarak psikolojik vaka mı olduk? Tabiki hayır. Şarkılar bile güzeldi. Hepsini ezbere bilirim mesela. Şimdi akıllarda kalan ne sanatçı var ne şarkı? Pek azı hafızalarda yerini koruyor. Sertap Erener, Şebnem Ferah, Ferda Anıl Yarkın, Rafet El Roman, Aşkın Nur Yengi, Burak Kut,Tarkan, Sinan Özen, Jale, Kayahan,Nilüfer, Zerrin Özer, Yonca Evcimik, Sibel Tüzün,Bendeniz, Sibel Alaş,Haluk Levent, Levent Yüksel, Barış Manço,MFÖ,İzel Çelik Ercan, Mustafa Sandal,Serdar Ortaç, Sezen Aksu,Candan Erçetin, Yıldız Tilbe, Fedon... Daha adını yaşamadığını öyle kıymetli şarkılarla çocukluğumuza gençlik yıllarımıza adını yazdırmış şarkıcı var ki. O dönemi yaşayanlar açın sizde bu gün 90 lar şarkılarını. Bakın bu gün sizleri nerelere götürecek o şarkılar. Her pazar saat sabah 10 Zaman sadece birazcık zaman derdi Sezen Aksu ve ardından şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler çalar, Rafet El Roman "bak ne diyorum gizlemiyorum, sensiz yaşamak zor geliyor bana"diyor, Levent Yüksel"Med Cezir" ile devam ediyor  ve "içimde  ah o yıllar ah" sesleri yükseliyor ister istemez. Bu arada inanılmaz ki eskilerden çok  sevdiğim bir arkadaşım aradı. Araya yıllar mesafeler girip yollarımızın ayrıldığı çok sık konuşmadığımız can dostum aradı ben bu satırları yazarken. Eskileri yad ettik uzun uzun. Sizlerinde yüzünü gülümseten iyi dostlarınız olsun arkanızdan güzel dilekler dileyen. Gözlerimiz dolarak hatırladık o eski günleri. Altı üstü Ton balıklı makarna yapmıştık birlikte. Ama o tadı unutmadık ikimizde. Her şey değişiyor ve biz zamana yeniliyoruz galiba.  

      Zaman öyle akıp gitmiş ki. Anneannem derdi eskiden "zaman su gibi akar kıymetini bilin" diye. Çok haklıymış. Bazen geriye dönüp baktığımda bomboş bir alan görüyorum. Sahneler bazı kareler var ama ben izleyiciyim sanki. O hayat oyuncu ben değilim gibi. Oldukça tuhaf. Hüzünlenmiyor değil insan. Nelere gülmüş neler için gözyaşı dökmüş?Şimdiki aklımız olsa diyoruz ama olmuyor maalesef geri dönmek. Bir de şu var elbette geri dönmek hangimiz isteriz? Şimdi çocuklarımız var. Onlarsız bir hayat olur muydu? Asla. Ne diyelim. Her yaşın bir güzelliği var diyelim ve teselli bulalım.   
 
Şimdi beni bu kadar dillendiren çocukluğuma götüren leblebi tozunun tarifini de vermeden geçemem tabiki. 

LEBLEBİ TOZU EKŞİ MALZEMELERİ:

✅1 su bardağı leblebi  
✅1 tatlı kaşığı şak ekşisi ( toz halde olucak ) 
✅ 1 çay kaşığı dolusu toz kırmızı biber
✅ Yarım çay kaşığı tuz 
  
LEBLEBİ TOZU EKŞİ HAZIRLANIŞI:

✅Leblebileri ve sumak ekşisini Rondoda un kıvamına gelene kadar çekelim. 
✅Bir kaba alalım
✅Eğer kırmızı pul biber kullanacaksanız bunu da Rondoda çekmeniz gerekmektedir. 
✅Ayrı bir kaba aldığımız malzemelerin içerisine tuz ve toz biberi de ekleyerek harmanlayalım. 
 
 Afiyet olsun. 
Bizim nesil bu söylediklerim size; 
Lütfen bu gün kendinize bir kahve yapın sessiz bir köşede 90 lı yıllara gidin. Belki unuttuğunuz duygular geri gelir. 😉 
 











3/15/2018

NEDEN SLEEPY SESİTİVE? BEBEĞİMİ VE CİLDİNİ ÖNEMSİYORUM.

Saçlarınız çok mu dökülüyor ya da çok halsiz mi hissediyorsunuz? adlı yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
İdraryolu enfeksiyonuna bitkisel çözüm adlı yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
Şizofreni hastalığı hakkında bilmeniz gereken herşey adlı yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
Bu kaşıntılara dikkat! Sedef hastalığı belirtileri ve tedavisi hakkındaki yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.

Merhabalar, bu gün tanışmakta geç kaldığımı düşündüğüm bir marka ile sizleri de tanıştırmak istiyorum. Aslında eminin bu kadar adı geçen bu marka ile bir çoğunuz çoktan tanışmıştır bile. Bu markanın adı ne mi? Sleepy Sensitive elbette.


Benim için güven çok önemlidir. Bu yüzden son dönemde benim ve ailemin ilgisini toplayan bu markayı araştırmadan edemedim. 2004 yılında Gaziantep te faaliyete başlamış bir firma. Yüzde yüz Türk, yüzdeyüz yerli. Bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı ve ürün çeşitliliği ile bizlerle buluşmuş olması gayet güzel. Helal sertifikasını alarak Dünya genelinde 60 dan fazla ülkeye de ihracatı bulunan bu marka Eruslu Sağlık ürünleri A.Ş. adı ile kurulmuş bulunmakta.

Neredeyse her filmin altında reklamları olan, kişiliği ile de çok beğendiğim Ceyda Düvenci nin reklamlarında oynadığı, aldığım ve kullandığım ürünlerinden de oldukça memnun kaldığım bir marka oldu Sleepy Sensitive. Bir tek ben mi beğeniyorum? Elbette ki hayır. Hâlâ devam etmekte olan bir kampanyası var. Ondan alım yaptım ve tüm hediye ettiğim kişiler bu doğallığa hayran kaldı. E kampanya bitmeden hayatımızın her anında gerekli olan ıslak havlulardan bir alım daha yaptım.
Bazı ürünlerin adını hatırlatan, kendi ile bütünleşmiş bir kokusu vardır ya işte bu marka da kendi kokusunu bulmuş diye düşünüyorum. Neler mi aldım? Zeytinyağlı ıslak havlu, pudralı ve hamam kokulu ıslak havlu aldım. Kokularının hafifliği ve hoş oluşu gerçekten çok güzel. Tabi tek ürünleri bunlarla sınırlı değil. Türkiye'nin ilk saf su ile üretilmiş bebek bezi üretimini gerçekleştirmişler. Bezlerdeki Pepee karakteri de bez kullanan bebekler ve çocuklar için bence çok eğlenceli bir seçim olmuş. Çiçek serisinden oluşan ıslak havluları da beğenilerimi toplamaya devam ediyor. Şu dönemde Şehit ve Gazi yakınlarına yaptıkları destek ayrıca taktirleri topladı bizdende. İşte burada, Sleepy farkı işte bir Türk markası diyorum kendi kendime.
0 dan 7XX Large bebek bezine kadar birçok ürünü mevcut. Cep mendilleri, bakım örtüleri, yatak koruyucular, hasta bezleri, kadın pedi... Tüm ürünlerini birçok kalite testinden geçirdiklerini buna göre en kaliteli, bebeklerin cildi kadar hassas ciltler için doğal ürünleri bizlerle buluşturduklarını öğrendim. Benim favorim zeytinyağlı ve pudra kokulu ıslak havluları. Mis gibi doğal ve hafif. Aldığınıza asla pişman olmayacağınız bir güzellik sizleri bekliyor. Artık ıslak havlularda Sleepy Sensitive den şaşmam.

Bir anne ve bir tüketici olarak Sleepy Sensitiv gibi bir Türk markasının bu kadar ilerlemiş adından bu denli başarı ile söz ettiriyor olması gurur verici. E bir de her zaman her yorumuma anında cevap veren iletişimi güçlü müşteri temsilcileri var. :)) Zaten her zaman şunu söylerim ki başarılı işlerin altında her zaman başarılı ekiplerin imzası vardır. Bunu asla göz aradı etmemek gerekir. İşte bu yüzden bence Sleepy!




































11/02/2017

VE YAŞ 37...









      Durup düşündüğüm zaman diyorum ki kendi kendime geçmişe bakarak , zaman aslında bazen acı bazen de tatlı sonuçlardan, sınavlardan, tecrübelerden başka birşey değil bizler için. Neler kazanmışım bu zamanda ve neler kaybetmişim!!!

       İyiki lerim ve keşkelerim ile doluyor gözlerim. İçim bir an diyor ki; " hayat daha yeni başlıyor Emel" bir an o kadar yorgun ki yüreğim. Hiç bir şeye ne sabrım var ne tahammülüm ne de muhtaçlığım. Ağırlık istemiyorum hayatımda. Ölçüp tartıyorum.
Yaş Otuzbeş yolun yarısı diyor Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde. Yarısını bir tık geçtim işte. Akıl verilecek yönetilecek yaşı çoktan geçtim. Benim adım Emel! Eğer bir başkasının gözü ile baksaydım hayata, başkalarının doğruları ile yaşasaydım adım Ayşe, Fatma, Mine olurdu. Bu yüzden başarılarım, kazançlarım, kayıplarım, hayallerim ve kırgınlıklarımla ben benim. Kendi mutluluklarımı kendi heyecanlarımı yaşıyorum belki senin küçük ama benim koskocaman dünyamda. Gerçekleri yaşıyorum, yaşatıyorum. Büyümek böyle birşey olsa gerek!

Belki Banci Cumping yapacak paraşütle bir yamaçtan atlayacak kadar çılgın değilim artık ama hâlâ oyun salonlarında atış yaparak o sevimli ayıyı kazmayı isteyecek kadar istekli heyecanlıyım.
Sanırım bu yaş hesaplaşma sorgulama yaşı oluyor. 18 inde hep büyümek istiyor insan, bir an evvel o topuklu ayakkabıları giymek istiyor. Büyüdükçe rakamları cepten yiyiyoruz aslında. Evet şunu kabul ediyorum ki 30 undan sonrası su gibi akıp geçiyor. Ne aralık 37 oldum, ne de çabuk geçmiş çocukça şımarıklıklarım, güzel, heyecanlı bazen sıkıntılı, öfkeli, suskun günlerim.
Ama " oh beee!" dediğim bir şey var. O da yaşadığım hiçbir şeyden pişmanlık duymayışım. Kim neyi hak ettiyse onu aldı benden. Kimi heyecan veren onurlu, tutkulu,çalışkan, sevimli yanımı kimi ise, sert, suskun, umutsuz, boşvermiş yanımı aldı. Herkes kendi yansımasını aldı aslında. Uzun uzun aynaya bakıyorum şimdi. Yüzümdeki çizgileri inceliyorum da kimisi beni kahkahalara boğan o özel anlardan kalma kimisi de hüzün çizgilerim olmuş. Ama her ne olursa olsun, ben böyle çizgilerimle de mutluyum. Geçenleri geçmişte bırakıyorum, özgür bırakıyorum bana huzursuzluk veren anıları. Uçup gitsinler başka başka diyarlara...
Ama mutluluk gözyaşları ile dolu anılarımı kimseye vermem. Onlar bende saklı ta ki ölene kadar. Allahım bana cenneti bu dünyada verdi diyorum, sarıldığım en özelime, minik elleri ile "annemmmm" diye sarılan prensime bakarken.
İşte hayat böyle tamamlanıyor bende. İşim, evim, oğlum ve her zaman yanımda olan ailem. Olsun bir çizgim daha olsun yüzümde. Huzur çizgilerde değil yürekte başlıyor.

        Ben şimdi izninizle huzurla beni karşılayan bu yeni güne bu yeni yaşıma yenilikler, başlangıçlar,
güzellikler ekleyerek devam edeceğim. Kalbi temiz olanın, yüreğinde sevgi saygı , huzur barındıranın yanımda  her zaman yeri var. Burada kendi kendime dileğim, sağlık, huzur, başarı, hayırlı kazanç ve .........
Mumlar beni bekliyor. Şimdi geçmiş hüzünleri söndürme zamanı. Füüfffff....



























10/23/2017

SAÇLARINIZ ÇOK MU DÖKÜLÜYOR ? YA DA SÜREKLİ HALSİZ Mİ HİSSEDİYORSUNUZ? TROİT BEZİNİN AZ ÇALIŞMASI VE SONUÇLARI

Tiroit hastalığı nedir
Troit hastalığı hakkında

Narkoz dergisinin 12. sayısında yayınlanan bu yazı benim olduğu kadar eminim  sizlerin de oldukça dikkatini çekecek gibi görünüyor. Özellikle etki alanları ve sonuçları çok fazla. Gelin hep beraber bu troit hastalığı hakkında narkoz deresinde ne gibi açıklamalar yapılmış.

 
Yaşlılık lekeleri ve bitkisel tedavi yöntemleri hakkındaki yazmama BURADAN ulaşabilirsiniz.
Bu kaşıntılara dikkat! Sedef hastalığı ve tedavisi hakkındaki yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.





   Adem elmasının hemen altında nefes borusu üzerinde bulunan kelebek şeklindeki troit bezi vücuttaki bütün organlar üzerinde etkili olmaktadır. Orkestra şefi gibi bedensel fonksiyonların neredeyse tamamının kontrolünde rol oynayan troit bezinin ham maddesi iyottur. Troit bezi, su, tuz ve besinler yolu ile alınan iyot olmadan çalışamamaktadır. Kalıcı etkiler bırakmaması için troit bezinin büyüyüp büyümediği troit hastaları için mutlaka kontrol ettirilmesi gereken bir husustur. Troit bezi hammaddesi eksikliği , troit bezinin az çalışması ya da tahribata uğraması gibi farklı nedenlerde kandaki troit hormonlarında azalma meydana gelebilmektedir. Troit tembelliğinin en yağın nedeni troit bezine saldırarak tahrip etmesiyle oluşan HAŞİMATO hastalığı dır.Troit bezinin az çalışması da kadınlarda daha çok görülmektedir.

       Evet troit bezi saç tellerinizden tırnak uçlarınıza kadar tüm vücudumuzu etkiliyor. Troit bezinin az çalışması aynı zamanda bedensel fonksiyonlarımızın da yavaşlamasına neden olarak kişide kendini sürekli yorgun ve depresyonda hissi yaratmaktadır. Peki gelin bakalım bu troit bezinin az çalışması başka ne gibi etkiler yapıyor?

* Kilo alma ya da kilo vermede zorlanma

* Seste kabalaşma, kalın, tok bir ses oluşması

* Guatr

* Unutkanlık, odaklanma ve algılama güçlüğü

* Halsizlik

* Ellerde ve yüzde şişkinlik. Kol ve bacaklarda ağrı ve kramplar.

* Saç dökülmesi kirpiklerde ve kaşlarda seyrekleşme.

* Soğuk havaya karşı vücutta hassasiyet.

* Ciltte kuruma ve kaşıntı.

* Adet düzensizliği, tekrarlayan düşüklerin olması.

Tüm bunlar Troit bezinin az çalışması ile gelen sonuçlardır. Unutmamalıyız ki erken teşhis her zaman bir adım önde olmamızı sağlar. Bu yüzden genel sağlık kontrollerimizi aksatmamalı düzenli olarak kontrollerekatılım sağlamalıyız.

Sağlık ve huzur dolu günler diliyorum.




















































5/20/2017

İDRAR YOLLARI ENFEKSİYONUNDA BİTKİSEL TEDAVİ




Merhabalar. Sağlık köşemizde bu hafta  bayan, erkek, çocuk gözetmeksizin sıklıkla rastalabilen bir rahatsızlıktan bahsetmek istiyorum.
Yaygın olarak görülen bu hastalık mesane ve sonrasına gelen idrarın çıkış kanalında bakterilerin sebep olduğu iltihaplanmadır. Cinsel yol ile bulaşan bakteriler, uzun süre idrar tutma, menopoz, hamilelik ve şeker hastalığı idrar yolu enfeksiyonlarını tetikleyici durumlardır.





Yaşlılık lekeleri ve bitkisel çözümü adlı yazıma BURADAN  ulaşabilirsiniz.
Sedef hastalığı belirtileri ve tadavi yöntemleri hakkındaki yazıma BURADAN ulaşabilirisiniz.
Şeker gibi diyet - Elma diyeti adlı yazıma BURADAN ulaşabilirisiniz.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARININ BELİRTİLERİ:

- Sık idrara çıkma
- İdrar yaparken yanma
- Az miktarda idrar yapılması
- Hafif ateş
- İdrar rengindeki ve kokusundaki farklılık
- Karın ağrısı

Bu durumun uzun sürmesi böbreklerinizde ciddi sorunlara yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu sebeple de en kısa süre içerisinde tadavisine başlatılmalıdır.
Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da tıbbi ilaç tadavilerinin yanısıra bitkisel tedavi de mevcuttur. Gelin şimdi hep birlikte bu bitkisel tedavi yöntemlerini inceleyelim.

MAYDANOZ:

Maydanoz bitkisi, idrar yollarını temizleyen en etkili bitkilerden biridir.
1 Demet maydanoz
4 su bardağı suda iyice kaynatılır. ( 5-10 dk) 
Ilıklaşınca içerisine limon suyu ve bal eklenerek lezzetlendirilecek tüketilir.

KARBONAT:

Karbonat idrarın asit- baz dengesini düzenler. 
1 su bardağı su ile
1 tatlı kaşığı karbonat karıştırılır.

ELMA SİRKESİ:


İçeriğindeki vitamin, enzim, pektin, potasyum ve doğal mineraller sayesinde bakterilerin çoğalmasını önler.

1 bardak suya 
2 yemek kaşığı elma sirkesi
Üzerine biraz limon suyu ve bal ilavesi ile
Günde 2 kere içilir. 3-5 gün boyunca bu tedavi uygulanır.

KIZILCIK SUYU:

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus BÖBREK TAŞI varsa kızılcık suyu tedavisi asla önerilmemektedir.

ANANAS:

Bromelain adı verilen ve idrar yolları enfeksiyonu semptomlarını azaltabileceği antiemflamatuar özelliklere sahip bir enzimdir. 
Günde yarım bardak ananası suyu içilmesi bu tedavi için önerilir.

YABAN MERSİNİ:

Bakterileri engelleme özelliği dolayısı ile tavsiye edilen bir meyvedir. Bağışıklık sistemini de güçlendirmeye yarar. Reçelinin de tüketilmesi tavsiye edilir.

Tüm bunların dışındaki en bilindik yöntemlerden bir bol su tüketimidir. Yani günde 8- 10 bardak tüketimi sağlamanız gerekmektedir. Bir diğer yöntem ise tuluk yani su torbası kullanımıdır.

Bu bilgiler tamamen bitkisel tadavi yöntemi olmakla birlikte başta da belirttiğim gibi böbreklerinize zarar vermemesi açısında en kısa zamanda bir hekime görünmeniz de sizin için faydalı olucaktır.

Sevgi v  sağlık dolu günler dilerim.



























































12/25/2016

İŞTAHIMI NASIL KONTROL EDEBİLİRİM?

Elma diyeti tarifime BURADAN ulaşabilirisiniz.
Yaşlılık lekeleri ve bitkisel çözümü hakkındaki yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
Bu kaşıntılara dikkat! adındaki yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.


Merhabalar. Bu gün sağlık köşemize kilomuzu ve özellikle iştahımızı kontrol altına alabilmemin yollarını anlatan bir yazı konuk oluyor. Bazı zamanlar iştahımızı durdurmak gerçekten çok zor oluyor. Sanki hiç yemek yememiş gibi acıkıyor aburcubur yemekten kendimizi alamıyoruz. Bu istikrar ve kontrol kişisel olarak yapıdan yapıya da değişmektedir aslında. Buna kendine hakim olabilme , irade gücü de diyebiliriz.
İrade, tehlikeli, kötü ve istemediğimiz davranışların kontrol edilebilmesidir. İrademiz sayesinde davranış ve ya tepkilerimizin kölesi olmak yerine kendi kararlarımızı yönlendirebiliriz.

İşte bu kontrol sistemi de böyledir. Tamamen irademize bağışlı bir yol dur. İrademizi güçlendirmek için neler yapmamız gerekir bunları da ayrı bir yazımda sizlerle mutlaka paylaşacağım.

Evet şimdi gelelim iştahımızı nasıl kontrol altına alabiliriz bu sorumuzu yanıtlamaya.

Beyin, vücutta enerjinin düştüğünü fark edince açlık hissi uyandıran kimyasal maddeler , salgılar üretmeye başlar. Bu olay aynı zamanda duygularımızı da kontrol etmeye başlar. Nasıl mı? Açlık hissi oluştuğu zaman hemen buzdolabını açarak sevdiğimiz yiyeceğimiz bir şeyler aramamız gibi. Yani bizim bu durumda duygularımızı da kontrol altına almamız gerekiyor. Bazen gazetelerde ya da televizyon ekranlarında bir tarif ve bir yemek görseli görürüz işte o an başlıyor istek. Ya da enfes bir yemek kokusu gelir burnumuza. E hadi gelin de dayanın bu kokuya. İşte irade burada devreye giriyor.

İŞTE YAPMAMIZ GEREKENLER:

- Öncelikle az az ama sık sık yeme alışkanlığı yaratmalıyız.
- Öğün atlamadan az miktarda yemeklerle, meyvelerle takviye etmeliyiz.
- Zayıflamak , kilo vermek istiyorsak ilk şartlardan biri de rejim düşüncesini terk etmemiz olmalı. Rejim kelimesi beyin fonksiyonlarımızı ters etkileyerek bizi daha çok yemeye güdülüyor.
- Buna rejim değil de porsiyonları azaltmak ya da vücudumuzun ihtiyacı kadar yiyiyorum demek daha doğru bir kavram olucaktır.
- Posası olan lifli gıdalar tüketmeye ağırlık vermeliyiz. Çünkü bunlar sindirim sistemimize daha uzun süre kaldığımiçin tokluk hissi de yaratmaktadır.
- Bol bol su içirmeliyiz. Bu hem kabızlığı önleyecek hem de tok kalmamıza biraz da olsa fayda sağlayacaktır.
- Yiyecekleri iyice çiğnemeden tutmamamız gerekiyor.
- Bir de sürekli aynı tarz ve lezzetteki yemeklerden uzak durun. Bunun nedeni ise; Dilimiz tat alma duygusu açısından tatmin olmak isteyecektir. Bu yüzden canımız bir anda ekşi ya da tatlı, ya da baharatlı yiyecekler çekmektedir. Bu durumda tok olsak bile dilimizin bu tatminini sağlamak için yeme isteği ortaya çıkmaktadır. İşte bu sebeple gördüğümüz bir yemeği iştahla isteyebiliyoruz. Burada yapmamız gereken hani şu başta yazmış olduğum az az ama sık yemek yemek kısmına farklı tatları eklemeliyiz.
- Veeee egzersiz yapmayı asla ihmal etmemeliyiz.

Evet bunları aslında bir çoğumuz biliyoruz ama uygulama kısmına gelince bazen amaaan diyoruz. Güç sizde bunu unutmayın ve kontrolü ele alın. Beyninizin sizi değil sizin beyninizi yönetmeniz gerektiğini gösterin.

Sağlık ve sevgi dolu günler.












12/23/2016

MAYALI ÇİĞ HAMUR KAÇ GÜN MUHAFAZA EDİLEBİLİR?

MAYALI HAMUR NE KADAR SAKLANIR?
Pizza poğaça tarifime BURADAN ulaşabilirsiniz.
Pastırmalı kır pidesi tarifime BURADAN ulaşabilirisiniz.
Bayatlamayan galeta unlu poğaça tarifime BURADAN ulaşabilirisiniz.
Sodalı açma tarifime BURADAN ulaşabilirsiniz.




Merhabalar. Bu gün ben de dahil bir çoğumuzun merak edebileceği bir yazı paylaşmak istedim. Aslında hepimiz az çok tahmin yürütebiliyoruz bazen ama deneyimleri de dinlemek okumak faydalı olucaktır. Epeydir düşündüğüm bir konu ama insanın başına gelmeyince araştırmak pek aklına da gelmiyor insanın. Geçen gün poğaça hazırladım ve 2 tepsi poğaçam oldu. Artan hamuru değerlendirmek için kilitli saklama poşetine koyarak buzdolabına kaldırdım. Tabi bu arada ben işe güce daldım unuttum hamuru. 2 gün geçti aradan. Hamuru değerlendireceğim ama içime kuşku düştü bir kere. Ya bozulduysa? Yaş maya da işin içince olunca durumlar değişiyor tabiki.

İnsanlık hali hemen kokluyoruz, ucundan koparıp tadını almaya çalışıyoruz. Sonra hemen interneti açtım. Şu vazgeçmediğimiz sorularımızın en bilge sosyal medyasına Google amca'ya sordum. :)

Bir sürü yanıtlar çıktı. Hadi hep beraber hem deneyimlerimden gelen hem de toparladığım bu bilgileri okuyalım.

- Mayanız eğer yumurtalı ise 2 günü geçirmemek gerekiyor.
- Un,su,tuz ve maya ile yapılan hamur ise 3 gün dayanabiliyor.
- 4. günden sonra ekşileşmeye başlıyor hamur.
- Mayasız hamuru ister buzdolabında isterseniz de buzlukta 1 hafta saklayabilirsiniz. Bunu ben de denedim. Sonuç olumlu.
- Yaş maya ile mayalama yaptıysanız riske girmemek gerek elbette.
- Şu bir gerçek ki yaş mayanın raf ömrü de muhafaza ömrü kadar kısa oluyor.
- Ama poğaçalarda yaş maya daha bir yumuşak toz mayalar ise soğuğa dayanıklı biraz sert bir hamura sahip oluyorlar.
- Üstte de belirttiğim gibi toz mayalar soğuğa daha bir dayanıklı oluyorlar. Bunun için buzdolabında 3 gün saklayabilirler.

Peki ben ne mi yaptım bu hamurumu?  Güzel bir pizzaya çevirdim. Sonuç nasıl mı oldu? 👍
Yapmamız gerekenler çok basit mayasız hamur buzdolabında ya da buzlukta ağzı iyice kapak olarak 1 hafta, yaş mayalı hamur sadece buzdolabında 2 gün, toz mayalı hamurumuz ise 3 gün yine buzdolabında ağzı kapalı olarak muhafaza edilebilmektedir.

Hadi pizzamın tarifini sizlerle de paylaşayım. Tarif sonunda pizzamın görselini bulabilirsiniz.

MALZEMELER:

-1 paket yaş maya
-1 tatlı kaşığı tuz
-1 çay kaşığı şeker
-1 su bardağı süt
-Yaklaşık 3 bardak un
-Yarım fincandan fazla sıvı yağ

SÜRMEK İÇİN:

-3 yemek aşığı domates salçası 
-3 yemek kaşığı sıvı yağ

ÜST MALZEMELERİ:

-2 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
-Zeytin
-1 paket salam
-Küp küp duranmış sucuk
-Yeşil biber

Afiyet olsun.








12/15/2016

BU ACININ TARİFİ KAYIPLARIN TELAFİSİ YOK


Bu yazımda işkenceye uğrayan çocuk, ölü bebeği kucağında ağlayan bir anne, feryat figan eden bir aile göremeyeceksiniz. Acıyı zaten sonuna kadar içimizde aşıyoruz. Her daim bu resimleri görüyoruz.

Merhabalar, bu akşam sizlerle biraz güncel biraz iç burkan bir konudan bahsetmek istiyorum. Evet sosyal medyada, televizyonlarda, gazetelerde kare kare yayınlanan fotoğraflar var. Gerçekten iç burkan gerçekten ' yeter artık ' dedirten. Evet evet yanıbaşımızda Halep te olan olaylardan bahsediyorum. O görüntüleri izlemek neredeyse imkansız, kan gölüne dönmüş sokaklar, ağlayan ve işkence edilen çocuklar, ölmüş çoçuklarının başında ağlayan anne babalar...


Geçmiş tarihlerden bu yana biliyoruz ki savaş hep ülkeler arasında malesef oluyor. Ama burada yanlış olan şudur ki; çocukların insanların hunharca canice katledilmesi, işkence edilmesi. İnsanın canını alabilecek tek yüce varlık yine bizleri yaratan Rabbimizdir. Hele hele işkence ile öldürmek akıl almayacak bir insanlık ayıbıdır. Hani derler ya ' düşmanında öldürmenin de bir şerefi şereflisi vardır' diye. Ben izlediğin videolara, ekranlarda sansürlü olanlarına bile bakamadığım fotoğraflara, seslere söyleyecek bir kelime bir söz bulamıyorum.

Haftasonu Beşiktaş Arena stadındaki bombalı saldırı da polislerimize karşı, devletimize karşı yapılmış hain saldırılardan biri olarak hafızalarımızda yeri alacaktır. Cana  kast etmek kimsenin hakkı olamaz. Bu insanlar şüphesiz ki asla cehennem neden var diye düşünmesinler. Bir evladı yetim bırakanlar, bile bile cana kast edenler, bile bile bir aileyi yok edenler,zulüm edenler cehennemin ateşini elbet tadacaktır denir. 
Ey insan evladı! O çocuklara işkence ediyorsunuz ya? Hiç düşünmüyor musunuz acaba sizin evlatlarınıza aynı şeyler yapılsa? Aynı acılara sizin gözlerinizin önünü de maruz bırakılsa? Ruhları, evlat, anne, baba merhametleri olsa bunları zaten yaparlar mı? Bir de işin bu yanı var elbette. Bizler biliyoruz ki bu işkencelere sessiz kalanlar suça iştirak etmiş kadar günaha girmektedirler. 

Bu sosyal medyada çok konuşulan bir konu oldu aslında. Suriyelilerin vatanlarından kaçarak ülkemize yerleşmeleri konusu. Bu konuda hepimiz acının kökenini büyüklüğünü düşünmeden yorumlara başladık. Hemen hükmümüzü verdik. Hiç kendi açımızdan düşündük mü peki? Kendi hayatımıza uyarladık mı olanları, o korkuları? Bizler evlatlarımız yanımızdayken bile düşebilir endişesini yaşarken ya da koşarken oynarken düşüp dizleri kanadığında akıttığı gözyaşlarına dayanamazken bir de o anne babaları düşünmek anlamak gerek diye düşünüyorum. Annemizi babamızı arıyoruz ve bir kaç saat haber alamadığımızda hemen aklımıza bin bir düşünce geliyor, paniğe kapılıyoruz. Komşuyu ulaşabileceğimiz en yakın kişiyi arıyoruz. Bir de annemizin babamızın, kardeşimizin hatta evladımızın gözlerimizin önünde öldürülüşünü gördüğümüzü işkenceye maruz kaldığını düşünsek? İçimiz titriyor değil mi? Hemen ' Allah korusun dediğinizi duyar gibiyim' buna ben de dahilim elbette.

Ey savaş yanlısı, bu resimlere kayıtsız kalan, vur emirini verenler neyin peşindesiniz? Hepimizin yaşayacağı, ihtiyacı olan bir ev bir iş bir yuva değil mi? Kan dökmek neden? Bir insanın canına kast etmek neden? Hepimiz bir lokma ekmeğin peşinde koşturup çalışmıyor muyuz? Hangimizin hangimizden üstünlüğü var? Sonunda hepimiz ölmeyecek miyiz? Kimimiz toprağa karışacak kimizim kimimiz ise ateşe... Neyi götüreceğiz ki ardımızdan bu çaba niye? Ne zaman bu kadar vicdansız olduk? Ne zaman taşa döndü kalplerimiz? Çocuk bile dinlemeden öldürüyor işkence edilir oldu. Hani her dinde hoşgörü vardı. Her din cana kast etmemeyi, masum çocuklara işkence edilmemesini öğretiyordu? Ne oldu? Şimdi orada binlerce insan öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi, çocukların hali zaten malum... Bunlar oldu da boyumuz, boyunuz mu büyüdü? Yazık aslında Halep değil ölen biz ölüyoruz insanlığımız ölüyor. Unutmayalım ki ölümü bir gün her fani tadacak!

Peki bunları neden bura da mı paylaşıyorum?  Biliyorum ki sayfamı Türkiye dışından da bir çok ülke takip ediyor. Belki birileri okur da vicdanları sızlar. Evlat acısını anlarlar. Ailesiz kalmanın ne demek olduğunu, evladının cansız bedeni ile karşılaşmanın ya da gözlerinin önünde işkence edilmesi ne demek nasıl katlanılabilir bir durum belki anlarlar. Bir de yazacaklarım ve içimde biriktirdiklerim o kadar çok ki iki üç satır ile anlatmaya dayanamadım. İçim elvermedi. Resimleri gördükçe videoları izledikçe de içimizdeki acı dinmeyecek sanırım. İçimdeki öfkeyi, gözyaşlarını durduramıyorum bir türlü. Dualarım onlarla, iyi dileklerim onlarla... Allahım bu uğurda canını kaybeden tüm şehitlerimize de Allah rahmet eylesin.

Hiçkimsenin dini inancına, teninin rengine, ırkına müdahale edilmedi güzel bir dünyada yaşamak dileği ile.











































10/19/2016

ŞİZOFRENİ HASTALIĞI HAKKINDA BİLMEK İSTEYECEĞİNİZ HER ŞEY

Şizofreni hastalığı nedir
Şizofreni belirtileri nelerdir
Şizofreni hastaları tehlikeli midir




ŞİZOFRENİ HASTALIĞI NEDİR, BELİRTİLERİ NELERDİR?
Yaşlılık lekeleri ve bitkisel çözümü adlı yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz. (İ.Saraçoğlundan)
Elma diyeti adlı yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
Kalp krizi ve belirtileri hakkındaki yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
Ciltteki bu kaşıntılara dikkat! adlı yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.




Merhabalar bu gün aslında çok sık karşımıza çıkabilecek ama bazen sinsi sinsi ilerleyen bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Evet bu hastalık kimi zaman kendini şiddetli şekilde ortaya koyarsan kimi insanlarda da sinsice yavaş yavaş ilerlemekte bu sebeple başka hastalıklarla karıştırılabilinmektedir. Şimdi öncelikle gelin Şizofreni hastalığı nedir bunun tanımı ile başlayalım.

ŞİZOFRENİ, ömür boyu tedavi gerektiren, kronik bir akıl hastalığıdır. Akli dengesizliklerle beyinde  ortaya çıktığı için de akıl, beyin  hastalığı olarak nitelendirilmektedir.
Çocuklarda şizofreni hastalığına rastlanmamış olmakla bereber ergenlik dönemi öncesinde ortaya çıkma ihtimali de çok az bir ihtimaldir. Çoğu hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da hastalar bu durumu asla kabul etmezler. Hasta olmadıklarını iddia ederler. 2013 yılında yapılan araştırma kayıtlarına göre dünyada 23 milyon insana şizofreni tanısı konulmuştur. Bu orana bakıldığında şizofreni hastası bir kişi ile aynı evi paylaşmış olma ihtimalimizi düşünmek gerçekten  ürkütücü  oluyor.

Şimdi gelelim şizofreni hastalığının nedenlerine;

- Bu nedenlerin başında genetik faktörler gelmektedir. 1. derecede akraba olan kişiler yani anne, baba, kardeş. Bu kişilerden hasta gelen genler.
- Tek yumurta ikizlerinde olasılık daha yüksektir. Bir kardeş şizofreni hastası ise diğer kardeşinde aynı durumda olma olasılığı %65 gibi oranlara çıkmaktadır.
- Kişide beyin kimyasında sorunlar ortaya çıkması, dengesiz bir yaşam sürülmesi de bu hastalığın ortaya çıkma sebepleri arasında yer almaktadır.

ŞİZOFRENİ HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR:

- İçine kapanma
- Toplumdan kendini soyutlama
- Bakımsızlık ( saç ve sakalları uzatma, tırnakların uzaması ve pis olması )
- Eve kapanma
- Saatlerce konuşmadan ve hareket etmeden öylece oturabilme.
- Çalışmaya karşı isteksizlik.
- Aile ve arkadaşlardan uzaklaşma
- Hayaller kurup bunları gerçek ile karıştırma
- Kimsenin algılamadığı farklı, hayali kokular algılama
- Hissizlik, mimiklerde ve tepkilerde donukluk
- Korku ve kaygıların oluşması
- Kendine kötülük yapılacağı endişesi, şüphecilik ( herkezin kendisine baktığını sanmak...)
- Konuşmalarda ve ifadelerde ani duraksamalar.
- Bu kişiler genelde kendilerince anlamlı olan kelimeler uydurular.
- Sarsılmaz yanlış inançları vardır. Buna kendileri katiyetle inanırlar.
- Kendine inanmayanlara karşı da agresif olabilirler.
- Eleştirilere kapalı olma, alınganlık.
- Hayali sesler duyarlar mesela birilerini kendisi ile alay ettiğini birilerini kendisini aleştirdiğini duyarlar.
- İnsanlarla saçma sapan hayali olaylar üzerine konuşmalar yapabilirler.
- Telaşlı ya da oldukça durağan görünebilirler.
- Ev hayatına, düzenine karşı uyumsuzluk gösterirler.

İşte tüm bunlar hepsi bir anda olmayabilmekte birlikte şizofreni hastalarında görülen belirtilerdir.
Şizofreni hastalığı zekayı etkilememektedir. Tehlike yaratma durumları vardır. Özellikle ilerlemiş şizofreni hastaları ilaçlarını almadıkları zaman tehlike arzedebilirler. Ayrıca şizofren hastalarının en çok birlikte yaşadıkları isle üyelerine zarar verdikleri de araştırmalarca tesbit edilmiştir,

Peki bu hastalığa yakalanmış kişilere nasıl destek olunabilir?

Öncelikse kişinin aile yapısı, eğitimi, geçmiş yaşantısı göz önünde bulundurulur.
Konusunda uzman kişilerce ilaç tedavisine başlanılması, Aile üyeleri olarak yapılabilecekler ise, sakin, alay edici konuşmalar yapmadan, eleştirmeden ve saldırgan tavırlar sergilemesine olanak vermeden sakin şekilde konuşmalar yapılmalı. Ona kendisini sevildiğinin sıkça dile gerilmesi gibi olumlu davranışlar sergilemek ve mutlaka ilaçlarını alıp almadığını kontrol etmek o kişiye yapılabilecek en büyük destek olmaktadır.

Sevgi ve sağlık dolu günler...















10/08/2016

PATRONLARA SEVGİLERİMLE... ( TRAJİKOMİK BİR ANI )

Sadece üzgünsün öyle mi? konulu gerçek bir hikayeyi anlatan yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.
Yaşlılık lekesi ve bitkisel çözümü hakkındaki yazıma BURADAN ulaşabilirsiniz.


  Merhabalar iş yaşamı hemen hemen hepimizin hayatında mutlaka yerini iyi ya da kötü, komik anılarla yer almıştır. Artık klasik haline gelmiş şekilde başvurular yapılır ardından ön görüşme ve teklif aşaması birbirini izler. Aslında başvurularda iki taraf da birbiriniz değerlendirir. Olur yanlar varsa ikinci görüşme yapılır ve teklif ya kabul edilir ya da reddedilir. Ya da tam tersi şekilde ya teklif aşaması gerçekleşir ya da başka adaylar değerlendirilir.  İşte bende bu gün iş yaşamımda karşılaştığım evet yukarıda yazdığım gibi trajikomik bir gerçeği paylaşmak istedim sizlerle. Olur ya belki sizin de böyle bir şey başınıza gelebilir ve böyle bir soru ile karşılaşabilirsiniz. Şimdi gelelim asıl konuya.
    Geçen günlerde bir iş görüşmesine katıldım. Alanımdan farklı bir alan için... Aslında kabul edeceğim bir iş türü değildi ama sırf beni yönlendiren kişiye mahçup olmamak için gittim. Görüşme iyi başladı aslında. Kendi alanımda CV min dolu olduğunun görüştüğüm firma yöneticiside elbetteki farkındaydı. Ben sonradan onun sergilediği tavırları egosuna yenilmiş bir yönetici olarak değerlendirdim aslında. Bakalım siz ne düşüneceksiniz?
Birden muhteşem bir İngilizce konuşmaya başladı. Evet İngilizcem konuşma olarak yok değil fakat tıbbi terimler kullanarak konuşmak ayrı kendini tanıtacak halini vaktini anlatacak kadar İngilizce konuşmak ayrı elbetteki. Bu konuda doğrular saklanamaz. İngilizce olarak kendisini çok anlayamadığımı İngilizcemin çok çok ileri düzeyde olmadığını belirttim. Ardından geldi 2. test. Rögar kapakları neden yuvarlaktır? Soru karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim elbette ve açıkcası kendi iş alanımla tecrübemle ilgili soru bekliyordum açıkcası diyebildim. Hadi şimdi düşünün bakalım RÖGAR KAPAKLARI NEDEN YUVARLAKTIR? Kendimce cevaplar vermeye akıl yürütmeye çalıştım. Bir de karşımdaki kişinin bu soruya doğru cevap vermenizi beklemiyorum zaten bunu kimse bilemez demesi beni biraz sinirlendirdi. Ama profösyonel davranarak gülümsememi hiç bozmadım. Ardından başka bir soru sordu? 400 lira ödemesi olan bir hasta % 15 indirim istiyor ne kadar indirim yaparsın? Durdum ve cevabı bildiğim halde kişinin o tavrı ve küstah yaklaşımı beni sinirlendirdiği için bilmiyorum dedim. Bir de dalga geçer gibi hesap makinası kullanabilirsin dedi, gülümsedim gerek yok dedim. Çıkarkende yine tavrımı saygımı bozmayarak ilginiz için teşekkür ediyorum dedim ve ayrıldım oradan.
Ardından uzun süre düşündüm ve sorunun cevabını internette araştırdım. Ama önce bu olay üzerine yoğunlaşmanızı düşüncelerinizi bilmek istiyorum. Bu görüşme bana tamamen kişinin kendi egolarını tatmin etmesinden ibaret gibi geldi. Gelin birlikte bir değerlendirme yapalım isteseniz. Şöyle yapalım önce bu soruyu soran kişi evet eğitimli ve tecrübeli bir kişi bu belli. Fakat işe alacağı kişiye o kadar üst düzey görevler yüklemeyecek. Hani bir laf vardır ya " ben bir lafa bakarım bir de söyleyene diye" bende burada bir soruya baktım bir de vereceği maaşa. Asgari ücretle çalıştıracakmış ama Microsoft ve Google firmalarının milyon dolarlar vererek işe aldığı kişilere sorduğu sorulardan soruyor. Burada maksat akıl yürütmek ise sen de bana milyon dolarlar ver ve bu soruyu sor. Bilemezsem işte o zaman ben kaybederim. O gün bana soruyu soran kişi kendini Bill Gates zannetmiş olmalı. Beni asıl şaşıdan asgari ücret vereceği birinde bu soruyu doğru cevaplayacak zekayı araması oldu. Bu düşüncem sadece benim için değil tüm başvuruya gelen kişiler için geçerli elbetteki. Bir de, bende o kişiden internetten araştırarak bulduğu klasik sorularla işi yürütüyor olmasını değil kendi zekası ile yeni sorulara üreterek karşımıza çıkmasını beklerdim. :) İşte böyle trajikomik bir anıyla ayrıldım o gün oradan.
Patronlar, şirket insan kaynakları bir kişiyi işe alırken şunu unutuyorlar seçim kararı sadece sizlere ait değildir. İşe alma kararları olduğu kadar işe girme kararları denen bir şey de var. Görüşmeye gelen kişiler sizin işlerinizi yürütmek için geliyorlar. Yani siz onlara boş otursunlar diye para ödemeyeceksiniz, ödemiyorsunuzda. Para veriyorsanız karşılığında emek olarak alıyorsunuz. İşinizi ben yapmazsam o yapmazsa paranız ne kadar değerli olur ki? Kaliteli iş istiyorsanız kaliteli para vermelisiniz. Bu şekilde üç kuruşa çalışsın ama tüm hamallığı yapsın derseniz yarı yolda kalırsınız.
Şimdi gelelim o günün olay sorusunun cevabına, dünyadaki basınç en iyi yuvarlak şekiller tarafından emilirmiş ve üretilmeli kolay olduğu için şekil olarak tercih edilirlermiş. Yuvarlak kapak elinizden düştüğünde delikten içeri düşme olasılığı sıfırdır ama üçgen ya da kare olduğunu dikdörtgen olduğunu düşünürsek köşeler şans eseri yerine oturursa içeriye düşme olasılığı oldukça yüksekmiş. İşte böyle. Bir gün siz de böye bir soru ile karşılaşır ya da Bill Gates tarafından aranıp Microsoft ya da Google tarafından iş görümcesine çağırılırsanız bu sorunun cevabını mutlaka öğrenmeden gitmeyin. Hı bir de bu şirketlerin başka soruları da oluyormuş elbet. Ne mi o sorular?
Bu arada rögar kapakları ile ilgili sorunun cevabını tek kişi bilmiş ve şu an Microsoft firmasında üst düzey yönetici olarak çalışmaktaymış. Adam 1300 lira ücret almıyordur sanırım. 😝
5 yaşı daki bir çocuğa veri tabanını nasıl anlatırsınız?
Sadece 2 tuşu olan bir kumanda nasıl yapardınız?
Astronotlar için kahve makinası Nasıl yaparsınız?
Kör bir insanla cep telefonu tasarlayın.
Bir paraşüt tasarlayın.
Otostopçu için GPS tasarlayın.

Bilgi ve sevgi dolu günler...

10/02/2016

EL EMEĞİ DANTEL TEPSİ ÖRTÜSÜ MODELLERİ

Tepsi örtüsü modelleri
Dantel modelleri
Tığ işi dantel modelleri
El emeği işler

Merhabalar, bu gün farklı bir anımı hatırlayarak topladım bu el emeği göz nuru dantel modellerimi. Canım anneannemin torununa hediyesi bunlar. Bu yüzden bence herşeyden çok fazla emeği değeri var bu dantel işlerinin. Özene bazene yaptığı ve torunları için hazırlayarak sakladığı, tertemiz teslim ettiği kıymetliler. Evet hemen hemen hepimizin böyle el emeği göz nuru kıymetlileri mutlaka vardır. İşet benim kıymetlilerim de bunlar. Anneannemden hatıra kalan. Şu an yanımızda, hayatta olamasada   hatırlayacağımız o kadar çok şey o kadar çok anı bıraktı ki bizlere. Evimin her köşesinde ona ait bir anı görmek mümkün. Tüm merhumlara Allahım bol bol rahmet eylesin.
Şimdi bu güzel emekli dantel örtü modellerini fikir amaçlı olarak sizlerle de paylaşmak istedim. Bu işe gönül vermiş kişilerin şimdiden ellerine kollarına sağlık.

























9/15/2016

BU KAŞINTILARA DİKKAT! SEDEF HASTALIĞI NEDENLERİ VE TEDAVİSİ

Sedef hastalığı hakkında bilgi
Cilt kaşıntıları ve nedenleri
Sedef hastalığı nedir
Ciltteki kırmızı pul pul lekeler nedir
SEDEF HASTALIĞI VE NEDENLERİ
Diş sağlığı ve bakımı hakkındaki yazıma BURADAN    ulaşabilirisiniz. ( Özel ropörtaj )
Yaşlılık lekeleri ve bitkisel tedavisi hakkındaki yazıma  BURADAN  ulaşabilirisiniz.
Şeker gibi diyet Elma Diyeti yazıma  BURADAN  ulaşabilirisiniz.
Hamilelik sonrası gelen hafıza zayıflığına dikkat! adlı yazıma BURADAN   ulaşabilirisiniz.

Merhabalar, bu gün son zamanlarda adını ve belirtilerini sıkça duyduğumuz bir deri hastalığından bahsetmek istiyorum. Önceleri önemsiz gibi görünen kaşıntılar ile baş gösteren bu deri hastalığının adı Sedef.

Hemen hemen hepimizin vücudunda bazı kaşıntılar olabilmektedir. Peki her kaşıntı Sedef hastalığı mı demektir? Elbette ki hayır. Dönem dönem artan kaşıntılar ile başlayıp zamanla artan kaşıntı kanama ve kabarık yaralar şeklinde vücuda yayılma olarak sürmektedir.  Bu hastalık, kırmızı parlak, kabarık ve kaşıntılı lekeler olmaları sebebi ile bu adı almaktadır. Özellikle diz, dirsek, boyun kısımlarında görülen bir hastalık olup bazı kişilerde genital bölge ve vücudun diğer yerlerine de yayılmaktadır. Kanayan, kaşınan ve kabuk bağlayan bu yaralar kepeklenme gibi pul pul bir görünüm alır. Çeşitli kremler ile destek alarak iyileşme gösteren bu yaralar bazı dönemlerde kendini yenileyerek tekrar vücutta nüksederler. Bu hastalığın karaciğer ile hiçbir ilgisi olmadığı bilinmektedir. Edindiğim bilgilere göre yediğimiz yiyeceklerle de pek bir ilgisi yoktur. Tamamen psikolojiye bağlanan bu hastalık çoğu zaman egzama ile de karıştırılabilinmektedir. Peki nedir bu deri hastalığının sebepleri? Gelin hep birlikte bu sebepleri okuyalım.

  • Sevgi eksikliği
  • Diş çürüğü
  • Sinir
  • Stres
  • İdrar yolları iltihabı
  • Ani üzüntü ve şok
  • Bademcik iltihabı
  • Gerginlik

İşte tüm bu sebepler bu cilt hastalığını tetikleyici unsurlar olarak tesbit edilmiştir. Bu hastaların şuna özellikle dikkat etmeleri gerekmektedir. Stresli zamanlarda o bölge sürekli kaşınmaya başlar terledikçe de daha çok kaşıma isteği duyarsınız. Bu, yediğimiz yemeklerden kaynaklanmaz fakat yemediğimiz ya da yiyemediğimiz yemeklerin vitamin eksikliğinden kaynaklanabilmektedir. Bu hastalığın tedavisi mümkündür fakat tıpta bu hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz bulunamamıştır. Bu sebeplede hastalar sürekli bir arayış içerisine girmektedirler. Kullanılan ilaçlar, merhemler sadece geçici süreli olarak bu yarayı iyileştirebilmektedir.

Hastalarda öncelikle bu kısımda kepek dökücü ilaçlarla tedavi yapılarak ardından yaraya yönelik bir krem ya da ilaç tedavisine gidilmektedir. İleri düzeyde olanlara ise ülkemizde yaklaşık 15 yıldır uygulanan ultraviyole ışın tedavisi ve ağızdan serum tedavisi yöntemi uygulanmaktadır. Bu lekeler ve kaşıntılar tamamen psikolojik olduğundan dolayı çoğu zaman doktorlar tarafından bir psikolog desteği de alınması önerilmektedir ve hastanın psikolojik olarak tedaviye hazır olması sağlanmaktadır.
Evet bu yazımdan ve yapılan araştırmalardan anlaşılacağı gibi basit kaşıntıların ilerlememesi ve vücudumuza yayımlamaları için mutlaka bir uzaman cilt doktordan yardım alarak en kısa zamanda tedavisine başlanılmalıdır.
Sağlık ve huzur dolu günler dileği ile...


SEDEF HASTALIĞI NEDİR

SEDEF HASTALIĞI VE NEDENLERİ 




SEDEF HASTALIĞI NERELERDE OLUŞUR






9/13/2016

YAŞLILIK LEKESİ VE BİTKİSEL TEDAVİSİ HAKKINDA ( İbrahim Saraçoğlundan bilgiler)

Sağlıklı dişlere kavuşmamın yolları  adlı yazıma  BURADAN  ulaşabilirisiniz. (Özel ropörtaj)
Sadece üzgünsün öyle mi? adlı gerçek hikayeye BURADAN   ulaşabilirsiniz.
Son günlerin popüler diyeti Elma diyetine BURADAN   ulaşabilirsiniz.
Hamilelik sonrasındaki hafıza zayıflığına dikkat adlı yazıma  BURADAN  ulaşabilirsiniz.
YAŞLILIK LEKESİ NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?





Merhabalar, bu gün sizlere adında olduğu gibi yaş ilerledikçe ortaya çıkan yaşlılık lekerinden bahsetmek istiyorum. Evet bu lekeler yaş ilerledikçe özellikle de açık tenli kişilerde ortaya çıkıyor. Son yıllarda her geçen gün oldukça artan bu sorun için bir çok krem ve benzeri ilaçlar ortaya çıkmaktadır. İlaç ile tedavi yöntemi için mutlaka doktorlardan destek almanız gerekmektedir. Ben sizlerle bu gün hemen hemen hepimizin evde uygulayabileceği doğal bir tedaviden bahsedeceğim. Kendi yakınlarımda da olan bu cilt hastalığının bir çok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Ben her zaman önce bitkisel yöntemleri uygulayarak tedavi edilmesi taraftarıyımdır. Bunun için bu konu hakkında biraz araştırma yaptım. Sağlıkta güvenilir isim olan ve adı ile markalaşmış biri haline gelen İbrahim Saraçoğlu'nun ortaya attığı bitkisel kürler ile tedavi yöntemini sizlerle de paylaşmak istedim.
Tedavi, kür uygulama yöntemine geçmeden önce sizlere yaşlılık lekeleri  hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.
Yaşlılık lekeleri aslında halk arasında karaciğer lekesi olarak ta bilinir. Açık tenli kişilerde ve özelikle de güneş ışınlarına fazlaca maruz kalan kişilerde zamanla artarak ortaya çıkılan lekelerdir. El, yüz, boyun ve sırt kısımlarında daha çok kendini göstermektedir. Yazımın başında da yazdığım gibi tıp dünyası her geçen gün artan bu lekeler için bir çok krem ortaya çıkmaktadır. İlaç ve krem uygulamasına geçmeden önce hepimizin kolaylıkla evimizde uygulayabileceği pratik kürü denemeye ne dersiniz? İşte yaşlılık lekelerine karşı İbrahim Saraçoğunun önerdiği bitkisel kürler.




SOYA FASULYESİ KÜRÜ:
2,5 su bardağı suyu bir tencerede kaynatıyoruz. Suyu azalırsa ilave yapabilirsiniz.
6 yemek kaşığı soya fasulyesi ekliyoruz 25 dakika kaynatıyoruz.
Fasulyelerin rengi suya çıkacaktır.
Bu sudan her kullanım zamanında 1 fincan süzüyoruz.
Bu suyu pamuk yardımı ile şekerin olduğu bölgeye pansuman yapar gibi uyguluyoruz.
Su kurudukça 3-4 defa daha uyguluyoruz.
Bu kürü 1 ay boyunca hafta da 3-4 kere bu şekilde uyguluyoruz.

LİMON SİRKE KÜRÜ:
1 tatlı kaşığı limon suyu ile 1 tatlımkaşığı sirkeyi karıştırıyoruz.
5 dakika biletiyoruz ve lekeli bölge pamuk yardımı ile yine pansuman yapar gibi uyguluyoruz.
Bu kürü de bir ay boyunca haftada 3 defa uygulamamız gerekiyor.

NOT: BU İKİ KÜR ASLA AYNI ZAMANDA UYGULANMAMALIDIR.

Her ikisi de uygulanabilir basit yöntemlerdir. Denediğinizde farkı göreceğinize eminim.
Mutlu ve sağlıklı günler diliyorum.





9/09/2016

ŞEKER GİBİ DİYET ELMA DİYETİ

Diyet tatlı tarifleri
Elma diyeti nasıl yapılır
Elma diyeti hakkında
Elma diyeti kaç kilo verdiriyor
Sağlıklı beslenme ve diyet




     Merhabalar, kış günleri kapımıza dayanırken ve evde pasta börek yeme, eş dost ile toplantı kabul günleri yaklaşırken bu gün adı çok hoşuma giden bir diyetten sizlere bahsetmek istiyorum. İlaç kullanarak yapılan diyetlere kesinlikle karşı olanlar için harika bir yöntem. Herşeyin doğal bir doğal çözümü vardır değil mi? Adında da yazdığım gibi şeker gibi diyet işte.
     Evet elma diyeti son günlere adından sıkça bahsettiren doğal bir yöntem. Herkesin kolayca uygulayabileceği bir türden olması da ilgi görme sebepleri arasında ilk sıralarda tüyer alıyor. Elmanın içerdiği lif sebebi ile ve  tok tutma özelliği de bu diyeti ön plana çıkartıyor. Bu diyette sınırsız olan bir şey de yeşil çay tüketiminizin olmasıdır. Günün her saati yeşil çay içmenize izin veriliyor.
Kahvaltılarınızda beş çayı saatlerinizde önerilmektedir. Tüketimi ve alımı herkes için kolay bol bulunan bir ürün. Denemekten bir zarar gelmez düşüncesi insanın aklından geçmiyor değil hani.

Bu diyet haftada 6 -7 kiloya kadar sizlerle zayıflama imkanı sağlıyor. Elbetteki gün içerisinde yeşil çay tüketimini unutmamalısınız.

   Kilo kaybı başlıbaşına insanlar için zaten bazı yan etkileri bereberinde getirir. Bunların olması gayet doğal olacaktır. Her diyette olduğu gibi bu diyetinde yan etkileri olabileceğini unutmayınız. Halsizlik, bitkinlik, çabuk yorulma, uyuku hali...  Tüm bunlar vücudumuza zararı olmayan doğal etkilerdir aslında. Baştada yazdığım gibi ilaç ile zayıflama yöntemlerini asla önermiyor ve sağlıklı bulmuyorum. Her zaman doğal yöntemleri deneme taraftarıyımdır.




İŞTE O MEŞHUR ELMA DİYETİ :

İlk gün sabah,

Kahvaltı için; 1 bardak yağsız süt, 1 dilim kepek ekmeği, 1 dilim az yağlı beyaz peynir

Öğle; 3 adet yeşil elma, 1 adet haşlanmış yumurta, soğan ve maydanoz salatası

Akşam; haşlanmış tavuk.

Ve gün içerisinde 2- 3 fincan yeşil çay.

İkinci gün,

Kahvaltı için; 2 - 3 adet yeşil elma, bir avuç ceviz

Öğle; 2 adet elma, 2 tatlı kaşığı bal, az yağlı peynir ve bir avuç ceviz, 1 adet salatalık

Akşam; 3 orta boy yeşil elma ve soğan maydanoz salatası

Ve gün içerisinde 2 - 3 fincan yeşil çay

Üçüncü gün,

Kahvaltı için; 3 adet elma, rendelenmiş havuç ve bir avuç ceviz

Öğle; Pilav ve yeşil elma

Akşam; Yağsız ve tuzsuz salata, sebze yemeği ( kabak patlıcan, fasulye yemekleri gibi...), 1 elma

Ve gün içerisinde 2-3 fincan yeşil çay

Dördüncü gün,

Kahvaltı için; 3 adet elma, haşlanmış yoğurtlu pirinç

Öğle; Omlet ya da haşlanmış yumurta, rendelenmiş havuç, bir kase az yağlı yoğurt, bir dilim kavun

Akşam; Fırında patates ya da patates püresi ve ıspanak yemeği

Ve gün içerisinde 2-3 fincan yeşil çay

Beşinci gün,

Kahvaltı için; 1 su bardağı yağsız süt, 1 dilim az  yağlı beyaz peynir, 1 dili kepek ekmeği

Öğle; 1 tabak yulaf ezmesi, 1 adet yumurta, haşlanmış pancar

Akşam; 1 kase patlıcan güveç, 3 yemek kaşığı haşlanmış pirinç, 2 adet elma

Ve gün içerisinde 2-3 fincan yeşil çay

Altıncı gün,

Kahvaltı için;  1 çay bardağı yağsız süt, 1 dilim esmer ekmek, 1 adet küçük boy domates, 1 adet haşlanmış yumurta

Öğle; 1 adet fırında ya da ızgarada yapılmış balık, 1 adet patates, bir kse haşlanmış brokoli

Akşam;  Bir kase marullu domatesli salatalıklı tavuk salatası

Yedinci gün,

6 günlük menü içerisinden dilediğiniz günün menüsünü seçebilirsiniz.

Herkeze şimdiden bol şans ve sağlıklı günler diliyorum.



 
ÜSTTE ÇIK
Copyright ©Tüm Hakları Saklıdır.izinsiz kullanılamaz. 29.02.2016 Emelce Lezzetli Anlar .